kitapci
G O K M e N

Geçmiş Ramazanlar Bayramlar

Kategori: kitaplar , Kitap

Mustafa Necati SEPETÇİOĞLU, Dünden Bugüne ve Yarına- 1, İrfan Yayımcılık, İstanbul





Ramazan geldi gidiyor bir Ramazan yazısı yazamadım. Aklımda Ramazan kitapları hakkında bir kaç satır yazmak veya Ramazan'ın ruhuna uygun bir kaç kitabı tanıtmaktı. Ancak Ramazan'ın kendi telaşesi, misafirlerimiz, misafirliklerimiz gibi güzel şeylerin yanında bir kaç acı olayın da araya girmesi ile bu yazı işi olmadı. Yazamasak da okumaya Allah'tan pek ara vermedik. Bu günlerde okuduklarım arasında Mustafa Necati Sepetçioğlu'nun yazılarından derlenen "Dünden Bugüne ve Yarına-1" adlı  kitap beni ziyadesi ile etkiledi. Yazarın gazetelerde ve dergilerde yayınlanmış yazılarının biraraya getirlmesinden oluşmuş bir kitap. Bu tür kitaplarda her zaman rastlanmayan bir bütünlük ve ahenk var bu kitapta. Hem yazarın yaşamındaki önemli olaylardan haberdar oluyoruz hem de diğer eserlerini daha iyi anlamamızı sağlayacak ipuçlarını yakalıyoruz bu yazılarda. Sepetçioğlu, uzun yaz aylarına denk glen çocukluk ve gençlik zamanlarının Ramazanları hakkında da yazmış. Hazır yaz Ramazanlarının başlamasına denk gelmişken bu yazılardan birini inceleyelim. 
Yıl boyunca dine hemen hemen hiç yer vermeyen, verse bile genelde kötülemek için sayfalarında yer ayıran boyalı basınımız Ramazan gelince özel sayfalar hazırlamaya başlar.  Bu durum hep garibime gitmiştir benim.Bir saygı belirtisinden çok pazarlama stratejisinin bir parçası olarak düşünüp doğru hele samimi bulmamışımdır. Meğer bu yeni bir durum değilmiş, yıllardır sürüp gidermiş. Sepetçioğlu bu durumu " (...) gazetenin, inançlı okurlarına bir tür rüşveti(..), en hafifinden bir yaranma çabası" olarak görmektedir(1). Her yıl hemen aynı şeyleri boyayıp, cilalayıp tekrar etmeleri dikkatlerden pek kaçmaz aslında.  "Çoğunun inanmayan inanmışlıkları o kadar belirgindir ki inançlı okurlar için çekiciliğini bu belirginliği ile daha başlangıçta kaybederler"(2).
Aynı durumu televizyonlarda da görmek mümkün. Tüm tv kanalları iftar, sahur, ramazan özel programları yayınlamaktalar. Bunların büyük kısmı da Ramazan'ın manevi havasını yansıtmaktan uzaktır. Yazarımız "Ramazan'a saygı şöyle dursun, edeplice görünmek davranışından bile uzak Ramazan göstermelikleri, bir iki ağırbaşlılığın dışında, apaçık sokak şebekliği dalaşını hatırlatır cıvıklıkları gösterip duruyor" diyerek durumu anlatıyor. Rahmetli şimdiki programları görse anlattıklarının bunlara göre insaflı olduğunu düşünürdü muhtemelen. 
Yazarımız, Ramazan programlarında sanki sadece İstanbul'da Ramazan yaşanır, Ramazan İstanbul'a mahsustur gibi bir hava estirildiğini, koskoca ülkenin (hele daha eski anlatılınca koca imparatorluğun) bir tek  istanbul'dan ibaretmiş gibi davranıldığını belirtmekte. Üstelik bununla kalmayıp Ramazan'ın İstanbul'un neredeyse bir yerine "Direklerarası"na indirgendiğinden şikayet etmede. "Orada Ramazan tiyatro, gülüncüyle; ortaoyunu, yol üstü kahvelerindeki meddah, kukla, Karagöz ve kanto! Binde bir incesaz, arada fasıl, koca bir imparatorluğun Ramazan-ı Şerifidir bu! Damıtılmış İstanbul kültürünün gösterile gösterile sunulduğu levanten bile olamamış Pera'nın Rum ve Selanik Paris döküntüsü Eskanazi kırması eğlenmeliklerini geçmiş zaman Ramazanları deyip allama pullama ustalıklarıyla süsleyerek avanak camında satmak! Satabildiğine satmak elbette" (3). Ramazan'ın bir ibadetler ayı, uhreviyatın arttığı, ruhun dinlendiği, niyaz, arınma ayı olduğunu, bu ayda hoşgörünün, başkasını daha çok düşünmenin ayı olduğunu belirten yazar, "Sen getire getir kantolarda cıvıt bu ihtişamı" diyerek şikayet etmektedir (4).
Bunlardan sonra yazar, kendi Ramazanlarını anlatmaya başlıyor. "Ramazan bizim oralarda, gerçekten bir ruh didinişi idi"(5); "Kiraz ile başlayan üzüm ile biten ayların pek uzun saatli günlerine gelmiş bir Ramazan ise oruçlunun özüne karşı bir sabır uğraşması da olur çıkardı. Kiraz toplarken oruçlunun ya susuz, ya aç bir deminde parmakları allı ballı kirazlarla sürekli elleşiyorken ve üstelik sepet sepet toplamış iken... yiyemeyeceksin"; "Elma vakti (...)misket elmaları toplarken her elini uzatışta bir ayrı şeytanlaşıverirdi(...) ekşisi bile o anda şeytan sıyırmasında ürpertili çağrışlarla orucuna hücum etmektedir! Sen yiyemeyeceksin... Oruçlusun", "Ya aylardan ağustos ise? Ramazan temmuzun cehenneminin sonundan sarkıp da ağustosa inmiş ise?(...)Çünkü ağustos en zor, en zahmetli işlerin başındaki hasat ayıdır(6); (...) bir yaba dolusu sapı samanı ekini yüzüne serpiveren yel tozcuklarıyla soluğunu da kesiverir! Ve sen oruçlusun!"; "Açlığı düşünmesen de susamışsın o cehennem sıcağında, tozda, samanda susamışsın! Oruçluğun tadına erebilmenin gücüyle iftarı da geçiyorsun... yel esişi durduğu anda elin böğründe kalacak çünkü (7)" cümleleriyle orucu, sabrı, Anadolu insanının çilesini paylaşıyor bizlerle. 
"Ancak işin sona erdiğinde iftar gelecek (...) arpa unu çokca işgefe denilir yufka ile yemeğin tadına varacaksın, Allah'a şükredeceksin! Çok şükür.. dediğin an, mutlusun artık; dünyallar senindir.(8)" diyerek çekilen zahmetin, gösterilen sabrın sonunda ulaşılan o kutlu, mutlu anı gözlerimizin önüne getiriyor.   
Kitap bizi Kazakistan'dan Azerbaycan'a, Bükreş'ten Parma'ya, Zile'den Rumeli'ye Balkanlara pek çok durağa götürüyor. Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze zaman içinde yolculuğa çıkarıyor. 
Sabrı ve şükrü bol Ramazanlar temennisi ile....

(1) M. Necati Sepetçioğlu; Dünden Bugüne ve Yarına, İrfan yayıncılık, İstanbul, 2006, s. 63
(2) a.g.e., s. 63
(3) a.g.e., s. 65
(4) a.g.e., s. 65
(5)a.g.e., s. 66
(6) a.g.e., s. 68
(7) a.g.e., s. 68
         

 

20:49 - 23/9/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Bir Kitap: Kız Ararken

Kategori: kitaplar , Kitap


Toprak IŞIK, Kız Ararken, İletişim Yayınları, İstanbul 2006, 264 sayfa


Edebiyat dünyasının biraz horlanmış çocuğu sayılabilir mizah. Ancak iyi yapıldığında bir çok eserden daha keyif veren bir tür bana göre. Toprak Işık mizah yönü ağır basan öykülerini "Kız Ararken" başlıklı çalışmasıyla sunuyor bizlere. Sıcak yaz günlerinde hem gülüp hem düşünmek için (klişe ancak bu kitapta özellikle gerçek) iyi bir seçim. İlk öykü üniversitede geçiyor. Akademisyenleri özellikle ilgilendiren bir öykü; anlatılanları üç aşağı beş yukarı yaşamamış asistan yoktur. İşe başlarken araştırma yapma, bilim adamı olma hevesindeki insanların akademinin paslanmış çarklarında nasıl değiştiğini veye ezildiğini, önce teyp gibi anlatılması istenenlerin bire bir anlatıcısı, sonra ülkemizin sanayi politikası olan montajlamanın akademik versiyonu haline gelen makale yazım teknikleri ile fikir üretmesinin engellenmesini mizahi üslupla görüyoruz. Öykünün kahramanının üniversite arkadaşları ile ilişkilerinin benzerlerini sık sık yaşamak zorunda kalanlar hemen kendilerinden bir şeyler duyacaklar. Bir başka öyküde ise bu çarklardan her türlü zorluğa rağmen sıyrılıp onurlu bir akademisyen olan kahramanımızın zorlu hayat mücadelesini ve üçkağıtçı bir takım asalaklar karşısında yaşadığı sıkıntıyı gülümseyerek okuyoruz (bu da mizahın özelliği ağlanacak halimize güldürmek). Bir başka öyküde üniversite sınavının sonucunu bekleyen bir kızın aklından geçenler ve ailesi ile ilişkileri anlatılıyor. aslında anlatılanı sadce sınavla sınırlamamak lazım baba- kız ilişkilerine inceden eleştirel bir bakış var. Kitaba adını veren öykü ise çevresi ve ailesince artık evlenmesi gerektiği düşünülen bekarların sık sık yaşadığı traji komik olayları anlatıyor. Görülmesi istenen eş adayları, görüşmeler, buluşmalar; annelerce istenmeyen adayların başına gelenler vs...
Yaz günlerinde hem gülmek eğlenmek hem de gerçeklerle yüzyüze olmak isteyenler için bire bir eser.

23:18 - 30/6/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


AYTMATOV

Kategori: kitaplar , Kitap


 



Cengiz Aytmatov, Türk dünyasının son dönemdeki en bilinen yazarlarındandı. Dünya çapında bir edebiyatcıydı. Üstelik birileri gibi Türklüğe ve değerlerine söverek değil; onlara sahip çıkarak yapıyordu bunu. Cengiz Aytmatov, 1928'de Kırgızistan'ın Frunze kentinde doğdu. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin bitirdi. Doğduğu toprakların insanlarını, onların geleneklerini ve yaşam biçimlerini, sevinçlerini ve acılarını, duygulu olduğu ölçüde gerçekçi bir dille ve evrensel boyutlarda anlattığı roman ve öyküleriyle kısa zamanda tanındı. 1963'te Lenin Edebiyat Ödülü'nü kazanan Aytmatov'un yapıtları çeşitli dillere çevrildi ve ona uluslararası ün kazandırdı. 1968 yılında ilk kez Cemile kitabının Fransızcaya çevrilerek, önsözünü ünlü Fransız şairi Aragon’un yazmış olması Aytmatov'un dünyaya açılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Sovyetler Birliği döneminde babasını halk düşmanı yaftasıyla öldürmüşler, kendi de halk düşmanının oğlu görülerek büyük zorluklarla karşılaşmıştır. muhtemeldir ki bu dönemde gördüğü insan kılığındaki canavarlar ve bunlara yaltaklanmayı iş edinmiş sözde adamlar O'na Mankurtları ve Mankurtluğu eserlerinde yazmasına vesile olmuştur. Kimliksiz, kişiliksiz, güce ve gücü elinde bulunduranlara gönüllü tapanlar aslında bulundukları hale istemeden zorla getirilen mankurtlardan daha beterdirler. İkinciler esir düşmenin getirdiği bir felaket ve işkenceler sonunda oluşurken birinciler şerefsizliğin verdiği haz ve gazla kendiliğinden akıl ve emeklerinin yularını işgalcilerin ellerine bırakmaktadırlar.
Aytmatov'u bilmese de bir çok insanımız "Al Yazmalım Selvi Boylum"u bilir. Bu güzel filmi seyretmeyen hele müziğinden etkilenmeyen pek yoktur. Ancak maalesef bu eserin yazarı toplumumuza tanıtılmamıştır.
"filancanın ilk kitabını okkurken şöyle hissetmiştim" diyebilecek kadar iyi hafızamın olmasını çok isterdim. Bu yetenek ben de zayıf, ancak okuduklarımla ilgili genelde bir şeyler yazmayı çocukluğumdan beri sevmişimdir. Ya bir özet ya da kitap hakkındaki düşüncelerimi defterlerime yazardım, ancak bunları şimdi bulmak da her zaman mümkün olmuyor. Oradan oraya taşınırken kutularda telef olanlar genelde ilk bunlar oluyor. Aytmatov'un da ilk hangi kitabını okuduğumu tam hatırlayamıyorum, ancak büyük ihtimalle "Gün Olur Asra Bedeli" ya da "Cemile" dir, elimdeki en eski tarihli Aytmatov kitapları bunlar. Ancak bunlara önce kütüphaneden veya arkadaşlarımdan alıp okuduklarım varsa bilmiyorum. Hangisi ilk olursa olsun çok da önemli değil aslında. Her Aytmatov kitabında heyecan duymuş, zenginleştiğimi düşünmüşümdür. Aytmatov'un en etkilendiğim eseri "Gün Olur Asra Bedel" ve bunun Sovyet döneminde yayınlanamayan bölümü olan "Cengiz Han'a Küsen Bulut" adlı devam kitabıdır. "Gün Olur Asra Bedel" Türkiye Türkçesine "Gün Uzar Yüzyıl Olur" diye de çerilmişse de ben ilk geçen halinin çok daha anlamlı olduğunu düşünmüşümdür

 

.
Sadece Kırgızistan'ın değil tüm Türk dünyasının yazarı, bilgesi Aytmatov'u kaybetmek üzücü ancak eserleri ile yaşayacağını bilmek bir nebze üzüntümüzü hafifletiyor. Aslında biraz daha yazmam gerken şey var ancak ikide bir bakıma alınan blogu hazır açık bulmuşken daha fazla geciktirmeden yayınlamak istiyorum yazımı. Bir daha kaç gün sürer kavuşmamız belli mi olur.

16:57 - 19/6/2008 - yorum {1} - yorum yaz


Bir Kitap: Arşiv Belgelerinde Gün Sazak

Kategori: kitaplar , Kitap


Oğuzhan Cengiz; Gün Sazak: Arşiv Belgelerinde, Bilgeoğuz Yayınları; İstanbul 2008


 

27 Mayıs, merhum Gün Sazak Bey'in şehit edilişinin 28. yıldönümüydü. 26 Mart 1932 tarihinde Ankara’da doğan Sazak'ın babası Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinin Sazak köyünden milli mücadeleci Emin Sazak Bey, annesi ise Kayı köyünden Ayşe Hanım’dır. Gün Sazak, Ankara’da bitirdiği İlk, orta ve lise eğitiminin ardından Amerika’ya giderek California State Polytekhnic’de ‘ziraat’ üzerine eğitim aldı. Türkiye’ye dönerek hem tarımda ‘modern teknolojinin’ kullanılmasına öncülük etti hem de ‘inşaat’ sektöründe çalıştı. 1971 yılında Alparslan Türkeş ile tanışarak Milliyetçi Hareket Partisi’ne katıldı ve ilk kongrede ‘Genel Başkan Yardımcılığı’ görevine getirildi. 1977 seçimlerinden sonra kurulan koalisyon hükümetinde milletvekili olmadığı halde, dışarıdan Gümrük ve Tekel Bakanı olarak görev aldı. 27 Mayıs 1980 günü eşi ile gittiği bir ziyaretten dönerken, ‘Dev-Sol’ üyesi teröristler tarafından ‘çapraz ateşe’ alınarak şehit edildi. Eskişehir’in Sazak köyünde toprağa verildi. 1985 yılında Alparslan Türkeş'in de katılımıyla mezarı başında yapılan anma töreni her yıl geniş katılımla devam etti ve Gün Sazak'ı ve Şehitleri Anma Günü olarak kabul edildi.

Türk olmak, Türk milletini sevmek güç iştir; gümrükler gibi her dönem skandallarla, rüşvetle, yolsuzlukla anılan bir kurumdan sorumlu olmak, üstelik "böyle gelmiş böyle gider" zihniyetine sahip olmadan dosdoğru, dürüst yönetmek en az Türk'ü sevmek kadar zor iştir. Zengini, karaparacısını, mafyasını, kaçakcısını, şerefsizi, düzenbazını, bu gidişe alışmış herkesi karşınıza almak düşman edinmek demekti. Üstelik siyasi kriz içinde olan ülkemizde kanlı ellerin can pazarına çevirdiği bir dönem yaşanmaktaydı. Türk milletinin bağımsızlığını, kızıl ve kara emperyalizmin tutsağı olmamasını, güçlü ve büyük Türkiye'yi istediğiniz için zaten namlunun ucunda olan bir hareketin mensubu olmak yeterince büyük bir tehlikeydi. Tüm bu tehlikelere rağmen yapılması gerekeni bilen ve doğrudan taviz vermeyen yiğit insanlar vardı. Bunların başında Gün Sazak gelmekteydi. 5,5 aylık bakanlığı döneminde 55 yıllık iş yaptığını dostu düşmanı herkes kabul etmek durumunda kalmıştır. Yol geçen hanı haline gelmiş gümrüklere, adı yolsuzluk, rüşvet ve kayırmacılıkla anılan bakanlığa nizam vermişti. Elbette birileri bundan rahatsızlık duyuyordu ve taşeronlar hazırdı. Türk'e düşman her gücün hizmetine amade eller tarafından katledildi Sazak. Türk milleti'nin "Gün"ünü karartmışlardı...

"Ölür ise tenler ölür, Canlar ölesi değil" 

Gün Sazak'ı ve mücadelesini gelecek nesillere taşımak, hatırasını unutturmamak adına güzel bir çalışmaya imza atıldı. Oğuzhan Cengiz tarafından hazırlanan "Arşiv Belgelerinde Gün Sazak" adlı eser Bilgeoğuz yayınlarınca okuyuculara sunuldu. Gün Sazak hakkındaki belge, yazı, resim, anı, anma yazısı, gazete küpürleri gibi pek çok materyal biraraya getirilmiş eserde. Oğuzhan Cengiz "neden bir biyografi çalışması hazırlamak yerine bu şekilde bir çalışma yaptınız" sorusuna, biyografilerin hazırlayanların dünya görüşlerine göre ister istemez taraflı olabileceğini, kendilerinin ise belgelere dayalı, herkesin faydalanacağı mümkün olduğunca objektif olunacak bir çalışma yapmak amacında olduklarını, bunun için dokumanter bir eser hazırladıklarını belirtiyor.

Eser 12 bölümden oluşuyor. İlk bölümde merhumun siyasi yaşamı ve icraatları konu edilmiş. Bakanlığı dönemindeki mücadeleleri, meclis konuşmaları, hakkındaki söylenenlere verdiği cevaplar, bakanlıktaki ve parti içindeki çalışmalarına ilişkin belgelere yer verilmiş. İkinci bölümde Gün Sazak'ın şehit olmasına dair haberler, menfur olaya gelen tepkiler, cenaze töreni ve o günlerin durumunu yansıtan yazılar yer alıyor. Üçüncü bölümde olayın hemen sonrasında yazılan köşe yazılarına yer verilmiş. Taha Akyol, Ergun Göze, Rauf Tamer, Ahmet Kabaklı, Faik Sezgin, Seyiit Ahmet Arvasi, Sevgi Kafalı, Remziye Uydum, Oktay Ekşi, Vecdi Bürün gibi kalemlerin köşe yazılarını okuyoruz bu bölümde. Kitabın 11. bölümünde dipnotlar kısmında yazıların künyeleri var (hepsini kontrol edemedim, tamamının var olup olmadığını bilmiyorum) ancak yazıların altında nerede ve hangi tarihte yayınlandığı yazılsaydı daha kullanışlı olabilirdi diye düşünüyorum. 4. Bölümde Sazak'ın ardından yazılanlara devam ediliyor. Özellikle eşi Nilgün Sazak hanımla yapılan röportaj dikkat çekiyor (bir tek bu yazıda nerede ve hangi tarihte yazıldığı metnin altında yer alıyor; yukarıda belirttiğim gibi diğerlerinde de bu uygulama olsaydı araştırmacılar için kolaylık olurdu). Yine bu bölümde yer alan Şevket Bülent Yahnici'nin hem Dündar Taşer'i hem de gün Sazak'ı anlatan yazısı beni özellikle etkileyenler arasında. Beşinci bölümde Gün Sazak'ın şahsiyeti ve çalışmaları üzerine yapılan inceleme yazıları yer alıyor. Özellikle yolsuzluklara karşı yaptığı mücadelenin boyutları ele alınıyor ve "Sazak Modeli"nin yolsuzluklara karşı mücadelede yöntem olarak kullanılması gerektiğinin altı çiziliyor. İpekçi- Sazak cinayeti arasındaki bağlantılara yönelik düşünceler de ilginç.  Prof. Dr. Aydın Taneri, Muharrem Şemsek, Taha Akyol, Ertuğrul Kalafat, Hakkı Öznur gibi araştırmacı, siyasetçi ve bilim adamlarının analizleri bu bölümde yer alıyor. Altıncı bölüm katillerin yakalanmaları ve mahkeme sürecini konu ediniyor. Yedinci bölümde vefalı insanların, "unutmak tükenmektir" diyenlerin Sazak'a gönüll borçlarını ödemelerini konu ediyor. Sazak'ı anma törenlerine ait haberleri ve bu törenlerde Alparslan Türkeş ve Devlet Bahçeli'nin konuşmalarını içeriyor. Sekizinci bölümün başlığı "Hakkında Yazılan Yazılar" olarak yazılmış, ancak "Hakkında yazılan Şiirler" olsa daha iyi olurdu diye düşünüyorum, çünkü bölümde milletin gönlünü dağlayan bu olayı mısralarına yansıtan, acılarını dizelere saran sevenlerinin şiirleri yer alıyor. Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Dilaver Cebeci, Mehmet tekedereli, Mehmet Keleş Pazar, Aşık Divane, Yaşar Şahin, Mustafa Taşkın ve çeşitli mahlas kullanmış şairlerin Sazak için şiirlerini bu bölümde okuyabiliyoruz. Dokuzuncu bölüm ayrı bir önem taşıyor. İnsanın arkadaşları, yakınları, iş arkadaşları, işi icabı onları takip eden gazeteciler vs. onun hakkında elbetteki anılara, düşüncelere sahip olurlar ve acı bir olay karşısında duygularını ifade ederler. Ancak insanı sadece gazetelerden, televizyon ve radyolardan bilenler veya düşünce yakınlığından yahut çalışmalarından dolayı sempati duyanlar, onun ölümü karşısında üzülseler bile bunu yansıtma ihtiyacı hissetmeyebilirler. Sazak'ı sevenler böyle yapmamış O'nun hakkındaki düşüncelerini gazetelere yansıtmışlardır. Bu bölümde Hergün Gazetesi'ne Gün Sazak'la ilgili gönderilen okuyucu yazılarına yer verilmiş. Onuncu bölümde Sazak'ın şahsiyetini ve cinayet üzerine düşünceleri anlatan ek yazılara yer verilmiş. Onbirinci bölümde Sazak'ın şehadeti sonrasında ailesine ve genel başkan yardımcılığını yaptığı MHP Genel Merkezi'ne başsağlığı mesajı gönderen kişi ve kuruluşlar sıralanmış, ayrıca dipnotlar başlığı altında kullanılan kaynakların künyeler verilmiş. Onikinci ve son bölümde gazete ve belgelerin görselleri yer alıyor.

Bu çalışma hem Sazak için yapılacak diğer çalışmalar hem de yakın dönem Türk siyasi hayatı  üzerine yapılacak araştırmalar için önemli bir başvuru kaynağı olacaktır.

Emeği geçenlere teşekkürlerimizi iletmeyi borç biliriz.

21:35 - 28/5/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Bir Kutlama: Gençlik ve Spor Bayramı; Bir Kitap: Türk İnkılabı&#

Kategori: kitaplar , Kitap


19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu olsun


Tarih boyunca başı dik ve özgür yaşamış milletimiz pek çok kez yokedilmek, en azından esir edilmek istenmiştir. Herseferinde azmi, iradesi, içinden çıkarmış olduğu büyük liderleri ve kahramanları vesilesi ile bu badireleri atlatmayı başarmıştır. Ancak bu hiçbir zaman kolay olmamış, zorlu, acılı, kan ve göz yaşları ile ıslanarak, şehitler bahasına olmuştur. Birinci Dünya savaşı ve sonrasında da durum pek farklı değildi. Yüzyıllardır Türk'ü Avrupa'dan hatta Anadolu'dan atma planları yapan, "Şark" meselesi diye Türk'ün nasıl tasfiye edileceğini programlamaya çalışan güçler ellerine geçen bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışmışlardı. Mondros ve Sevr gibi dayatmalarla emellerini açık eden bu güruh karşısında mücadelenin en önemli  safhasının başlangıç noktasını teşkil eden 19 Mayıs tarihi hepimiz için unutulmaması gereken kutlu bir tarihtir. 16 Mayıs'ta İstanbul'dan yola çıkan Mustafa Kemal ve arkadaşları 19 Mayıs'ta Samsun'a ulaşmış ve Milli Mücadele ateşi yanmaya başlamıştır.

 


Türk İnkılabı'nın Tarihi: Bağımsızlığa Giden Yol; Yrd. Doç. Dr. Cemal Avcı- Yrd. Doç. Dr. Adem Kara, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, 2007, 400 sayfa


Gençlik ve Spor Bayramı'nı kutlarken milli mücadeleyi, kurtuluş savaşını yani bizim bu bayramı neden kutladığımızı unutmamak gerekli. Bağımsızlığa giden yol çetindi ve hepimiz için derslerle doluydu. Bu dönemi, tabii ki bu döneme bizleri getiren süreci iyi öğrenmek ve üstünde düşünmek gerekiyor. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi hocalarından Cemal Avcı ve Adem Kara'nın hazırlamış oldukları "Türk İnkılabı'nın Tarihi: Bağımsızlığa Giden Yol" adlı çalışma, adından da anlaşılacağı gibi zorlu kurtuluş yolumuzu anlatıyor. Hem İnkılap Tarihi ve diğer tarih dersleri için bir kaynak kitap, hem de Milli Mücadele'nin evrelerini merak edenler için iyi bir çalışma. Atatürk'ün "Tarih yazmak yapmak kadar mühimir" sözünden yola çıkan yazarlar yeni akademik çalışmaları da inceleyerek, objektif, güncel ve geniş bir çerçevede konuyu ele almışlar. Kitap bir giriş ve 19 bölümden oluşuyor. Girişte Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi derslerinin veriliş nedeni, kapsamı ve önemi üzerinde durulmuş. Birinci bölümde İnkılap, hükümet darbesi, İhtilal ve İsyan kavramları ve aralarındaki farklar anlatılmış. İkinci ve üçüncü bölümlerde Osmanlı devleti'nin yapısı, çöküş sürecine girme sebepleri ve bunu durdurmak için yapılan yenilik hareketleri, kutuluş çabaları incelenmiş. Dördüncü bölümde 20. yüzyılın başlarında Rusya, Avusturya Macaristan, Fransa, ingiltere, ABD, Almanya ve İtalya'nın Osmanlıi2ya yönelik emelleri anlatışmış. Beşinci bölümde 1. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durum, Trablusgarp ve Balkan Savaşları'nın Osmanlı üzerindeki etkileri üzerinde durulmuş. Altıncı bölümde 1. Dünya Savaşı, savaşın sebepleri ve gelişimi ile bu savaşta Osmanlı'nın durumu Modros Mütarekesi'nin imzalanmasına kadar incelenmiş. Yedinci bölümde Mütareke dönemi, İtilaf devletlerinin işgalleri, Ermeni ve Yunanlıların bu durumdan istifade ederek Osmanlı'dan toprak koparmaya çalışmaları anlatılmış. Yine bu bölümde Paris Barış Konferansı incelenmiş. Sekizinci bölüm işgallerle başlayan karanlık dönem ve buna karşı mücadelenin ilk evreleri üstünde durulmuş. Mustafa Kemal'in İstanbul'daki faaliyetleri, İzmir'in işgalinin halkta uyandırdığı infial, mücadele için kurulan cemiyetler, örgütler yani Kurtuluş Savaşı'nın hazırlık evresi diyebileceğimiz dönem anlatılmış. Milli güçler bu direniş organizasyonlarını oluşturmaya çalışırken tabii birileri de boş durmuyordu. Azınlıkların kurmuş oldukları bir çok örgüt işgalcilerle işbirliği yapmaya ve mücadeleyi baltalamaya çalışıyorlardı. Ayrıca Kürt Teavün Cemiyeti, Teali İslam Cemiyeti, İngiliz Muhipleri cemiyeti gibi milli varlığa düşman oluşumlar da milli güçlere karşı mücadele içindeydiler. bu bölümde bu örgütler ve çalışmaları hakkında da bilgiler mevcut. Dokuzuncu bölüm Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı ve milli teşkilatlanma dönemini ele alıyor. Kongreler, amasya görüşmeleri, Misak-ı Milli'nin kabulü, son Osmanlı meclisinin dağıtılması bu bölümün incelediği konular arasında. Onuncu bölümde TBMM açılışı ve meclisli dönem konu ediliyor. Onbirinci bölümde meclise ve milli mücadeleye karşı çıkan isyanlar anlatılıyor. Kurtuluş Savaşı'nın amaçları ve askeri stratejisinin ve Kuva-yı milliye hareketini inceleyen onikinci bölümde Doğu, güney ve Güneydoğu Anadolu cepheleri ve ermeni meselesi üzerinde duruluyor. Ölü doğmuş bir antlaşma olan Serv de yine bu bölümde irdeleniyor. Onüüçüncü bölüm Batı cephesi ve kurtuluş zaferini anlatan bölüm. Savaşın askeri ve diplomatik cepheleri, Lozan ve Sevr karşılaştırılması bu bölümde inceleniyor. İkinci TBMM ve 1924 anayasası bölümün son konuları. Ondördüncü ve onbeşinci bölümler bağımsızlık mücadelesi kazanıldıktan sonra modern bir devlet olma yolunda girişilen siyasi, sosyal, kültürel, hukuki ve eğitim alanındaki çabaları yani Atatürk Devrimleri'ni konu ediniyor. Onaltıncı bölüm Atatürk dönemi dış politikasının esaslarını ve dönemin önemli olayları karşısında Atatürk'ün şekillendirdiği Türk dış politikasını inceliyor. Onyedinci bölüm Atatürk ilkelerini yani temel 6 ilke olan cumhuryetçilik, milliyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik, inkılapçılık ile bunları bütünleyici olan milli egemenlik, bağımsızlık, milli dış politika, yurtta sulh cihanda sulh, bilimsellik ve akılcılık, insan sevgisi ilkelerini inceliyor. kitabın sonraki iki bölümü Atatürk sonrası cumhuriyetimizi anlatıyor. Onsekizinci bölümde 2. Dünya Savaşı ve sonrasında Türkiye'nin durumu inceleniyor. Son bölümde ise çok partili dönem ve Demokrat Parti dönemi inceleniyor. Milli mücadelenin öncesi, mücadele süreci ve sonrası yaşanan gelişmeleri derli toplu olarak bizlere sunan bu ve bunun gibi çalışmalar geçmişimizi daha iyi değerlendirmemizi sağlayacaktır. Yapılan hataları tekrarlamamak, kazanımlarımızın farkına varmak imkanını bizlere sunacaktır. Hepimizin Bayramı kutlu olsun.....

00:05 - 19/5/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Tanım
okudugum kitaplari sizlerle paylasmak istiyorum
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
kitapyurdu
mehmet nuri yardım
şehitler ölmez
Şahin Uçar Tarih felsefesi
strateji
2023 dergisi
millet haber sitesi
sanat alemi
etik haber
ben kendim
bi tanem
ırak turkmenleri
Turklere uygulanan soykırımlar
engelinin sayfası
durmuş hocaoğlu
AGAM
Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele
dünyayı Türkçe okuyun
Armenian Genocide
Azeri kültür evi

Kategoriler

Son Yazılar
- Hap Geç Kalan Biri için Güzel Bir Şiir
- Hocalı Soykırımı Halkalı'da Anıldı
- canaz tv
- İslam Tarihinin Acı Bir Günü: Aşura
- Konferans Duyurusu
- tebrik
- Azerbaycan Ziyaretimizin Azerbaycan Basının'da Yansımaları
- Bir Seminer Duyurusu: Şahin Uçar- Tarih Felsefesi
- Türk Dünyası Tarih Dergisi'nin Yeni Sayısı Yayınlandı
- Türk Dünyası Tarih Dergisi'nin Yeni Sayısı Yayınlandı
- Bir Alıntı: Kardeş Kardeşe Borç Vermez
- bayram kutlaması
- tebrik
- Bir Kitap: Ramazanname
- Bir Duyuru Bir Davet: Muğam Gecesi
- Bir Dergi: Vizyon
- Başarılar
- bir şiir: üniversite yıllarımda
- anneler günü
- TÜRKÇÜLÜK GÜNÜ KUTLU OLSUN

TÜRK MİLLETİ SİZİNLE/GÖKMEN36/
Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı <
geolocation
geolocation

Add to any service Blogcu Toplist Blogarama - The Blog Directory
Free Web Counters
Görevimiz sizi doğru adrese ulaştırmak.
Academics Blogs - Blog Top Sites